Oldum olası garajları, depoları, ambarları ve benzeri eski eşya istiflenen yerleri severim. İzbe, yarı karanlık ve hafif serince o mekânları dolanmak bile insanın ruhunu okşar. O dağınık ve karmakarışık görüntüler bana nice yaşanmışlıkları çağrıştırır çünkü…
Aslında bu eski eşyaların sergilediği kendi içinde ve kendine özgü farklı bir estetikten de bahsedilebilir. Elbette bazıları, yer yer bu tozlu keşmekeşliği sevmez, hatta nefret edenler çıkar. Fakat eşyanın ruhu denilebilecek şey de tam böylesi ortamlarda peyda olur işte. Gıpgıcır ve tıkır tıkır işleyen makinelerin ve eşyanın nasıl bir ruhu olabilir ki zaten…
Lâkin buralardaki her bir eşya parçası, her bir ayrıntı insan ruhunda dokunabilecek bir nokta bulur sanki. Alır götürür insanı…
Bazen bir tür düzensizlik ve gelişigüzellikten dahi bambaşka duygulara ve düşüncelere yelken açmak mümkün neticede… “Eşyanın Ruhu” da böyle ortam ve zamanlarda canlanıyor demek ki…


.png)
.png)





