Barak’a ilişkin ilk basılı eserim Seydimen’de, daha çok 1980 ve sonrasını, kişisel gözlemlerim eşliğinde işlemeye çalışmıştım. İkinci kitap Garıp’ta ise daha çok, Barak Ovası'nda 1950 sonrası gelişmeleri ve yaşanan dönüşümü anlatmaya teşebbüs ettim. Feriz Bey ile de 1600’lü yıllarda başlayan büyük Barak göçünü ve akabinde gelişen olayları, Barakların yüzyıllarca süren toprak arayışını, iskân edilmesini, tekrar tekrar dağıtılmasını ve yerleşik düzene geçme çabalarını hikâyeleştirmeye giriştim. Dr. Göksel Tiryaki
Bu kitap ile “Barak Üçlemesi” tamamlanmış oluyor. Barak’a ilişkin ilk eserim Seydimen’de daha çok 1980 ve sonrasını işlemeye çalışmıştım. İkinci kitap Garıp’ta ise daha çok 1950 sonrası gelişmeleri ve dönüşümü anlatmaya teşebbüs ettim. Feriz Bey ile de 1600’lü yıllarda başlayan büyük Barak göçünü ve akabinde gelişen olayları, Barakların yüzyıllarca süren toprak arayışını, iskân edilmesini, tekrar tekrar dağıtılmasını; özlemlerini, ayrılıklarını ve yerleşik düzene geçme çabalarını hikâyeleştirmeye giriştim. Kitap, beş ayrı karakterin ismiyle anılan beş farklı öyküden oluşmakla birlikte çok daha fazla sayıda kişi ve olayı barındırmaktadır. Kitaptaki ilk hikâyemiz “Feriz”, hem tarihi arka planın açıklanması maksadıyla hem de geçmiş olayların gelişimi itibarıyla diğer öykülere göre daha uzun solukludur.
Baraklar, takriben 17. yüzyılda, Orta Asya’dan Anadolu’ya en son gelen Türkmen boylarından biridir. Şimdilerde bilinen en geniş toplulukları, adını verdikleri Gaziantep ili sınırlarındaki Barak Ovası’nda (Barakeli: Nizip, Oğuzeli, Karkamış ilçeleri) mukimdir. Öte yandan, Barakeli’ndekilere ilave olarak Türkiye’nin dört bir yanına dağılan Barakların haricinde, Suriye’de kalanlar veya İran’a geri dönenler de olmuştur. Yalnız yeri gelmişken şu hususu açıkça belirtmekte fayda görüyorum: Bu bir tarih kitabı veya tarihçe değildir. Şüphesiz kitapta anlatılanlar özellikle sözel kültürden ciddi biçimde beslenmiştir. Bilhassa bahis konusu edilen geçmiş kişiler ve olayların akış silsilesi yönünden sözlü kültüre dayalı tarihi arka plana uymaya azami ölçüde gayret edilmiştir. Fakat hadiselere, ne tarihsel bir bakış açısıyla ne de herhangi bir tarihi olayı doğrulama kaygısı ile yaklaşılmıştır. Kısacası öyküler tamamıyla kurmaca ve hayal ürünüdür. Yalnızca, bugüne değin tam olarak hikâyeleştirilmemiş büyük Barak göçü ve Barakların vatan arayışı, hasreti ve yerleşik düzene geçme çabaları, kimi özel ve hayali karakterler üzerinden kaleme alınmak istenmiştir.
Barakeli'nde hayvan otlatmaya böyle denir, baharda özellikle bu tür yeşil arpa tarlalarında kuzu (körpe) veya davar yaymamış bozkır uşağı yoktur sanırım, bir zamanlar en önemli uşak vazifesiydi bu. Bundan olacak; hiçbir bozkır uşağı yoktur ki kuzu ve oğlak kadar ona sevimli, temiz ve cana yakın başka hayvanlar olsun.
Gerçi şimdi artık herkes şehirli oldu. Hayvan beslemek hiç cazip değil. Köylerde yine tek tük insana rastlanıyor ama kedi köpek dışında pek hayvan kalmadı maalesef. Konuya uygun fotoğrafları Suriye tarafında, henüz fazla bozulmamış Barak köylerinde (Kalkım Köyü) bulmak mümkün oluyor böyle.
Biraz malzeme israfını andıran abartılı katmerlere hiç gerek yok bence. Gaziantep - Barak'ın unu, zeytinyağı ve antep fıstığı kesmik (yakacak) ateşinde, saçta, basit ve doğal şekilde öylesine güzel katmere dönüşüyor ki mesela.
'Âcür' der Barakeli'nin insanı dolması olana. Salatalık ve kabak arası bir sebzedir. Ancak çok ince beyaz tüyleri vardır üzerinde. Kendine has bir kokusu ve tadı olur. Taze de tüketilir tıpkı salatalık gibi, kurutularak da kullanılır aynı kabak gibi. Bana göre, kurutmalık ile yapılan dolmaların en iyilerindendir, patlıcanı da kabağı da geçer, kırmızı biber kurutması ile yarışır.
Daha çok turşularda kullanılması ile bilinen biraz sertçe, açık yeşil, kıvrımlı ve uzun sebzenin adı ise 'hıta'dır. Rengi kızıla çalan toprağında yetiştiği Barak Ovası'nda, tıpkı salatalık gibi veya onun yerine tüketilir.
Barak'ta yaz mevsiminin en revaçta yemeklerindendir. Közlenmiş patlıcanın, sarımsak eşliğinde kıyılıp tereyağında köy yumurtasıyla muhteşem birleşimidir.
Bütün kırmızı mercimekle yapılan bulgur pilavı, bir Barak klasiğidir. Şimdi Türkiye ihtiyacını karşılayamıyor ama Barak'ta, eskiden mercimek en önemli tarım ürünlerinden biriydi. Bu sebeple çok farklı biçimlerde tüketilirdi.