21 Şubat 2017

Barak Ovası Köyleri

Dr. Göksel Tiryaki Kitapları
Hakiki saha çalışmaları bu yüzden çok önemli işte! Aradan yıllar da geçse değerinden ve öneminden pek bir şey kaybetmiyor.
Barak Ovası Köyleri (1950'li Yıllar)


Barak Oymakları
(Cahit Tanyol'un
Makalesi'nden,
Barak Aşiretleri)
Cahit Tanyol'un 1958 yılında Sosyoloji Dergisi'ndeki "TRAKTÖR GİREN "50" KÖYDE NÜFUS HAREKETLERİNİN VE İÇTİMAİ DEĞİŞMELERİN KONTROLÜ" isimli makalesi, Barak köyleri hakkında yapılmış en kapsamlı tarihi derlemelerden biri sanırım. Üstelik makalenin sonunda, çok önemli bir uyarı da kaleme alınmış, daha o dönemde. Aşağıda bu makaleden bazı sayfalar verilmiştir:
Barak Ovası Köyleri (1950'li Yıllar)
Barak Ovası Köyleri (1950'li Yıllar)

Barak Ovası Köyleri (1950'li Yıllar)
1950'li yıllarda traktörlerin etkisi

1950'li yıllarda traktör sayısı

1940'lı ve 1950'li yılların karşılaştırması

Son söz: "... köyleri boşaltır ve şehirleri boğar."

Yine Hoca'nın, 1962 yılında Sosyoloji Dergisi'nde yayımlanan "Elifoğlu Köyü" isimli makalesi de yöreye ve döneme ilişkin çok önemli bilgi, gözlem ve anekdotlar içermektedir.

13 Şubat 2017

"İşi mühimse, mühimse..."

Hacı Kemal Tiryaki (1941-2015) (Çizim: Halil Gören)
'Kanatlı': "İşie heç fırsat verme, işi mühimse, mühimse... Eliyn ucunnan yapacaksang, acı (azıcık) birez uzak dur şeyle, bir şeye garışma!"

Hayattaki başarısının sırrı, yaptığı her işe büyük bir ciddiyetle yaklaşmasıydı. Yaptığı her işe, resmen kendini verirdi, öyle bir odaklanırdı ki ona ayak uydurmak bile güçtü.

‘tirekili’ olarak bu blogda, yazdığım kitaplarda ve diğer platformlarda yaşadıklarımı, gördüklerimi, duyduklarımı ve hissettiklerimi farklı türlerde yazmaya çalışıyorum. Niyetim ve temennim, Barak kültürünün de Türkiye’deki kültürel hayatın içinde hak ettiği yeri ve değeri bulması, Barak’ın ve Barakların, büyük saygı duymak ve sevmek ile birlikte sadece davul zurna ile anılmaması ve Gaziantep’teki belki de en büyük akraba topluluğu olarak daha iyi tanınması ve bilinmesidir.

Yazdıklarım ve anlattıklarım benim kalemimden çıkıyor olabilir ama tüm bunların arkasındaki esas kaynak babam ‘Kanatlı’dır. Öyle çok sıkı fıkı bir baba oğul ilişkimiz yoktu aslında. Mesafeliydi her zaman. Duygusaldı ama bunu belli etmeyi hiç sevmezdi ve istemezdi. Ama severdi bizi. Yalnız her konuda anlaştığımız da söylenemezdi, ancak saygıda hiçbir zaman kusur etmedik kendisine. Hâlâ da çok büyük saygı duyuyorum, hem kendisine hem de yaptıklarına. Ölmezden bir yıl önceydi, hastane dönüşü dedemden bahsetti. “Bizi burnundan döverdi sanki” dedi. “Vay mı köyden birinin tarla takım sattığını duysun, yanına yaklaşmaya korkardık, sanki biz satmışız gibi” dedi. Sonra da dedemin bu yaklaşımını şu şekilde nasihate dönüştürdü: “Toprak namustur namus. Namus satılır mı?” En sevmediği insan tipi hiçbir işe yaramayan, onun tabiriyle ‘Lopçular’dı. İşte ben Barak’a dair ne biliyorsam, hemen hepsini babam ‘Kanatlı’dan öğrendim. Tüm bunları yapma nedenim de büyük oranda o aslında. Bir nevi o kızıl renkli topraklara da vefa, yoksa işin gücün mü yok İstanbul'da diyebilirsiniz. İmkânı olsaydı eminim o yapmak isterdi tüm bunları. Nasip işte.

12 Şubat 2017

Bozkırda 'Uşak' Olmak...

Kasım 2002, Köyün poyraz harman yeri,
Türker, Mikail ve İlker...
Çocuğa 'uşak' derler Barakeli'nde, toprak çocuğudur onlar, çoğu derin sularla fazla haşır neşir olmamıştır. Fakat toprağın her hâlini bilirler neredeyse. Bir zamanların harman yerleri, işte böyle, çocukların en iyi oyun alanlarıydı her yaşta ve mevsimde. Bozkırlar da dönüştü günümüzde. Harman yerleri duvar ve beton ile doldu, çevrildi etrafları. İsmen artık birer mahalle olan çoğu köy, hem harman yerlerinin hasat telaşına, hem de çocuk seslerine hasret kaldı şimdilerde, zira şehre gitti hemen herkes...

29 Kasım 2016

'O Kerpiç Ev'

Kasım 2002, Berna ve Türker...






Ve gün geldi; bir tarih oldu,
O 'Eski Ev'in, 'Âcer Ev'in önü bütün...

28 Kasım 2016

Cacık

Anam, Güher ve Ganime Ablalarım 2001 yılının bir bahar günü,
Köyün poyraz harman yerinde 'cacık' topluyor.
Barak Ovası'nda ilkbaharda, tarım yapılmayan arazilerde yetişen taze ve yenilebilir çeşit çeşit otlara genel olarak 'cacık' denir. Çakırca, Toklu Başı, Kömmeç (Ebe Gümeci), Hârdal gibi isimleri vardır. Bu otlar türlü şekilde tüketilir, ancak haşlanıp kuru soğan, pul biber ve zeytinyağı ile bir kavurması yapılır ki acayip güzel olur.

11 Ekim 2016

Barakeli

Barak Ovası Haritası
Kaynak: Cahit Tanyol'un Sosyoloji Dergisi'nin 
7, 8 ve 9. sayılarında, 1952-54 yıllarında yazı dizisi
halinde yayımlanan "Baraklarda Örf ve Âdet
Araştırmaları" makaleleri, 1952-54 yılları...

İşte burasıdır Barakeli; o kızıl renkli topraklar Antepeli'nden başlar ta Fırat'a kadar, Elbeyli'den ta Münbiç'e kadar... Barak Ovası derler oraya, yurdudur Barak Türkmenleri'nin...
Barak Ovası Haritası

03 Şubat 2016

'Hânekdot'lar

'Kanatlı', iş tutmadığı (çalışmadığı) zamanlarda, genelde
'Oda'sının önünde olurdu böyle... 
Nisan 2004 (Fotoğraf: Elif Tiryaki)
Barak'ın veciz 'hânek' ve 'cor'larına (sözler), anekdot kelimesinden mülhem 'hânekdot' diyorum:

'Kanatlı' derdi ki: "Gene patos kimi (gibi) güf güf ating (atıyorsun) haa!", icraattan ziyade lafla iş yürütenlere...
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Yorum (Barak'ta bir söze giriş ifadesidir), karnımız tok bu 'cor'lara (sözler), 'di bakhim' (hadi bakalım) hele bir günii (gününü) görek!", yine habire lafla iş tutanlara...
-.-

"Ya yeğen" dedi Müho Emmi, "Hayat, kâh beyle kâh da beyle!" diye devam etti, bir avuç içini bir de elinin tersini göstererek...
-.-

'Kanatlı': "Ahmet Dayım (Çütlüklü Hârrik Ahmet) sordu, 'El mi yaman, bey mi?', sonra ilave etti, 'El yaman, bey şorda oturur, tehovv tehovv, hele gel gör bak elde neler var!'"
-.-

‘Kanatlı’ derdi ki: “Boş durucaana beleş çalış, boş duranı kimse sevmez!”
-.-

‘Kanatlı’ derdi ki: “Bu corda (sözde) bir hayat var, demir kimi (gibi) bir cor bu!”
-.- 

'Kanatlı' derdi ki: " 'Acıı' (Barak'ta bir söze giriş ifadesi, azıcık anlamında) bu kafada olasın (olsan) da, yaşayasın (yaşasan)!" (Gamsız, aşırı rahat tipler için...) 
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "El öpmeden (öpmekle) ağız pislenmez!"
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Kurt atasından gördüğünü ulurmuş!"
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Boş durmadansa beleş çalış!"

-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Yazın bulaşığı kışa katıktır!"

-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Bu insan, her şeyden osanır, her Allah'ın günü yağ bal ver ona, ondan da osanır!"
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Gereksiz adamdan çok ne var ki!"
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Bes (sadece), kavunnan garpız yata yata böyür, çalışacaksıng!"
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Coriyn sahıbi ol!"
Yoksa cor (söz) senin sahibin olur.
-.-


'Kanatlı' derdi ki: "Akliyiza sahıp olun oğlum sahıp, bes akıllı olun!"
(İradeni kimseye ipotek etme!)
-.-


'Kanatlı' derdi ki: "Çalağan kimi çalıning gene ha, çalıning!"
(Çalağan: Bir tür yırtıcı kuş, Çalınmak: Aranmak (Barakça))
-.-


'Kanatlı' derdi ki: "Netceng yorum, mal del ki gidip satasın gendini pazarda!"
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Get yorum get, uşak mı avuding burda!
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Niye biz birbirimizi bilmik mi ki, çok eyi bilirik eâğam çok eyi!"
(Şu şöyleymiş, bu böyleymiş diyenlere...)
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Yoğ eâğam yoğ, çobanlık dip (deyip) geçme sen, çobanlık da golay del eyle, tutar elin malını birbirine katarsang, bu sefer de millet birbirine düşer!"
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Nedek yorum, hara gaçacamızı (yetişeceğimizi) şaşırdık yav!"
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Evlet del, bir kimyemiş yorum!"
(Aşırı uyanık tiplere, muhatabın; 'normal bir insan evladı değil de, bir tür 'kimya' (karışım, alaşım) olduğu' ima ediliyor!)
-.-

Kanatlı derdi ki: "Acı (azıcık) birez kuşşağıını (kemerini) gevşet herf!"
Maddi manevi, her türlü hazımsızlık durumunda...
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Her şeyin başı gısmat (kısmet) yorum gısmat, tilkiden çok gaçan (didinen) olmaz, gene gısmatından ötesi garnına girmez!"
-.-

Genç,
Bazen o kadar kesin ve eminsin ki düşüncelerinden ve hislerinden, etme...
Hayatı ve dünyanın gizemini, öylesine çözmüş gibi bir haleti ruhiyen ve edan var ki, etme...
'Film' daha yeni başlıyor...
"Yaşını gör yaşını da
Sonra görürsün temaşayı"
'Barakça'sı:
"Yaşıı gör yaşıı da
Sona görürsüng tamaşıı" ('Kanatlı'dan)
-.-

Mamov Emmi, "Duying mı yoorum" dedi ve devam etti: "İnsan bu, bazen de, sanki hep varmış gibi yaşar..."
-.-

"Ya Emmisi, işte beyle" dedi Halov Dayı, sonra ilave etti: "Bazen, yaşarsın ama sanki hiç olmamışın gibi..."
-.-

Kötü zaten kötüdür, insanın en fenası 'Suret-i Hak'tan gözükeni, zira, güya tahrife yeltendiği şey, doğrudan 'Hak'!
-.-

"Antepfıstığının hâbbesi de ilk depesinden çatlar, eci (nine) gurban!"
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Cımsıtmanın da âlemi yok!" (Dağıtma, dağılma!)

-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Yalanı, küllük kimi savuriy aynen!"
(Kül, hafif bir esintide bile pis tozar...)
-.-


'Kanatlı' derdi ki: "Yav acı sen alttan al sen, navar, acı saa 'küçük adam' disinler, genni 'böyük' olsun, yoksa itden köpekden çuvala girmenin âlemi yok!"
Yani, uzak durun derdi beladan...
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Toprak namustur", sonra ilave ederdi: "Namus satılır mı?"
Böyle bağlıydı toprağına...
-.-

"Acı (azıcık) birez yavaş herf, carıslığın (rezilliğin) lüzümü yok!"
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Sen ne ederseng et, heç hökmü yokhmuş, gader gene bildiginı okhurmuş!"
-.-

"La, savuş da get şurdan, başıma bele mising, mekir mising, nesing?" derdi eskiler...
-.-


'Kanatlı' derdi ki: "Tehov tehov, bılot da başımıza bungu mu çıkhardiyz ovv?"
-.-


'Kanatlı' derdi ki: "He ya, tama biz de ekmee gulamızaa depmik mi?" (Safız ya!)
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Eyle ya, tama sen püsküllü camının imamı del mising, eyi biling bungları!"
(Dini konularda habire ahkâm kesenlere...)

-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Fazla del, bes hüs yeter!" (Fazla değil, sadece sus yeter!)
-.-

'Kanatlı' derdi ki: "Yuhâlma, uçarsın!"
(Yuhâ, ince demek aslında, ama burada şımarma anlamındadır. Hâliyle buradaki uçmak da pek matah bir şey değildir!)
-.-

Ya emmi hayren, birisini veya birilerini alçaltarak veya küçülterek hiç kimseyi yüceltemezsin, dikkat et, bir de üstüne "karın ağrısı var" derler adama!
-.-

"Ya yeğen, bu insan zalım olur da, Allah'tan elinden de fazla bir şey gelmez ha. Sen sen ol, ne kimseyi küçümse, ne de gendini böyük gör, Allah'ın kime neyi gısmat ettiğini heç bilemeng yorum bilemeng!"
-.-

Tütüncü Cımov, habire ahkâm kesip özlü söz sallayan Faizci Cımov'a der ki: "Yorum bu veciz hânekler oturdiym yerde geriy beni yav, ne gader az aforizma (özlü, beylik söz), o gader huzurlu hayat ha, kepsler de dâhil buna!". Yalnız Faizci yaman adam, gene bir aforizma yuvarlamasın mı, bunları hiç sevmeyen Tütüncü'ye; "Hâneğin uluğu (çürüğü), adamın uluğundan zararlı!" demiş, sonra da: "Niye biling mi; bozuk adam en çok gendine zeral (zarar) verir, emme kem söz başkasına daha fazla zerallık verir eâğam!" diye ilave etmiş.
-.-

"Dingning mi; la yorum, herkes tekralladığı, paylaştığı o özlü corların (sözlerin) gereğini önce gendi yapsa bu dünye cennet kimi bir yer olurdu heral ha!" dedi gene Tütüncü Cımov... Adam, aynı bildiğin aforizmasavar yav...
-.-

'Hedonist' (aşırı keyif düşkünü) bir Baraklı hâneği: "Eyi yimek atılmaktansa kötü karın (mide) yırtılsın!"
-.-


'Narsist' (kendini aşırı beğenen) bir Baraklı hâneği: "Vay ben de ben baa gurbanım canım, nasıl iş yapmışım beyle yav!"

-.-

"Ya Emmioğlu, mesele sorun çözebilmekte, yani adamlıkta, yoksa çakallıktan bir şey çıkmaz. Heç havas etme boşuna! Bela çıkarmak ne zor, ne yol, ne de yöntem. Emme toplumun da bir vazifesi var ha! Muhtemel çakallara meydan vermemek için, 'Aha bu çakallık yorum,' demeli ahali muhatabına..."
-.-

"Hara (nere) gaçarsang gaç (git), boş, gendingden gaçabiling mi ki?"
-.-

"Yurum, bu gıraç yerde de, ne gader çok ağadan bey yetişmiş beyle yav!"
Gıraç (Kıraç): Taşlı arazidir, özellikle tahıl tarımı için pek elverişli ve verimli bir yer değildir.
-.-

"Saa bir cor söylim mi yeğen? Konuşmak, anlatmak, hatta yazmak bile kolay, zor olan yaşamak, tatbik etmek yani..."
-.-
Hacı Kemal (Kâmil Kanatlı) Tiryaki

Öne Çıkan Yayın

Barakeli'nde Bir Köy, Seydimen, Hatıralar ve Hikâyeler

"Memleket ve çocukluk, insan hangi yaşa gelirse gelsin ve ne kadar çok mekân değiştirirse değiştirsin, hep yanında taşıdığı şeylerdend...