Barak Ovası, Antep Fıstığı Diyarı, Barakeli, Barak Kültürü, Anılar ve Hikâyeler... Dr. Göksel Tiryaki
07 Nisan 2025
06 Nisan 2025
22 Kasım 2024
Tiryaki Murtaza Bey
Barak'taki Tiryakilerin sanırım bilinen en eski atası Feriz Bey'in yol arkadaşı Tiryaki Murtaza Bey'dir. Ona ilişkin sözlü nakle dayalı kapsamlı bir makale var. Kaleme alan Naci Kum, 1940'lı yıllarda yöremize Karkamış Kazıları için gelmiş. Yaptığı görüşmelerde eline eski bir defter geçmiş ve onu büyük oranda deşifre edip muhtelif kaynak kişilerle konuşmuş. Sözlü aktarımlara dayalı derleme bir yazı düzenlemiş. Makale 1963 yılında Türk Etnografya Dergisi'nde yayımlanmış. Gördüğüm en kapsamlı makalelerden, Barak'a dair çok şeye değinmiş. Özellikle Barak türkü ve şiirlerine dair çok iyi bir arşiv meydana çıkarmış. Aşağıda, makalede yer alan ve Tiryakilerin atalarına ilişkin bazı ifadeler çıkarılmıştır.
21 Haziran 2024
Roma ve Rumkale
İşte bizim şu anki muhit, Fırat Nehri’nin batı tarafı, Zeugma'sı ile Rumkale'si ile o devasa Roma İmparatorluğu’nun doğu ucu, sınır karakolları bir nevi… Ne demiş Şair, “Bastığın yeri toprak deyip geçme tanı…”
Önemli Bir Not: Bu kadar büyük tatlı su havzasının yanı başındaki böylesine bir mekânın ağaçlandırılmaması ve her daim yeşillendirilmemesi…
17 Haziran 2024
Çördük
16 Haziran 2024
Ağıt Yakmak
27 Haziran 2023
Miryağ
Koyunların oldum olası yeri ayrıdır nezdimde. O uysal ve cana yakın yanları bambaşkadır; muhteşem bir varlık başlı başına… Artık pek davar yok Barak köylerinde, eskiden her köyün sürüleri olurdu. Sürülerin içinde çobanın peşi sıra diğer koyunları yönlendiren bir koyun olurdu; ta kuzuluğundan belli olurmuş bu koyun… Anamdan duydum: “Ne o, Miryaa kuzu kimi (gibi) peşingden düşmiy” dedi birine…
Miryağ koyun kuzuyken anasının yanından hiç ayrılmazmış, büyüyünce de çobanın peşini bırakmaz; sürüyü kolaylıkla yönlendirmesine yardımcı olurmuş… Diğer koyunlar “Miryaa”nın arkasına düşer sıralanırmış…
Bu da susuzluğun sesi işte; 37 derecede…
28 Mayıs 2022
Güllü Bağ
Barak’ta birden fazla yerde bağı ve bahçesi olanlar, bu arazileri kolayca birbirinde ayırt etmek için farklı muhitteki bu mülkleri değişik isimlerle anarlar. Misal, “Uzun Ok”, “Orta Ok”, “Kısa Ok”, “Küçük Kıraç”, “Büyük Kıraç”, “Zeytinli Bağ”, “Büyük Fıstık”, “Yenice” gibi adlar verirler farklı tarla, bağ ve bahçelerine… Bu isimlerden biri de “Güllü Bağ”dır işte. Bu şekilde sözü edilen bağ veya bahçenin içinde pembe yabani güllerin olduğu ifade edilir veya bir zamanlar orada güllerin olduğu belirtilir. Artık her yanımız antep fıstığı ağacı doldu ama sanki insanlar böylesi incelikleri biraz unuttu. Yabanda güllere rastlamak pek mümkün değil yörede, ne kadar çok olsa da insanlar arpa gibi antep fıstığı fidanı dikmeye devam ediyor dört bir tarafa, hatta aralara bile; iyi mi kötü bu bilmem ama bir şairin dediğin gibi artık insanların ne fazla zamanı ne fazla sabrı ne de fazla tahammülü var çok ince şeylerle ilgilenmeye belki de…
07 Mayıs 2022
Gaziantep ve Lezzet
04 Mayıs 2022
Ağaran
Gaziantep’in merkezi için çok iddialı konuşmak istemem ama taşrasında gerçek Antep baklavası oldum olası lükstü zaten. Hakiki Antep baklavası yöremiz insanı için ancak çok önemli günlerde sayılı şekilde erişilebilen bir şeydi o zamanlar. Bizim için asıl tatlı her daim sütlaç olmuştur mesela. Bir de günü gelince doğal yöresel ürünlerle mutlaka kaynatılan büyük aşure kazanları vardı elbette. Yalnız şimdilerde tuhaf sayılabilecek bir isimle anılan ama bizim “Sulama” dediğimiz ve özellikle yufka ekmek yapımı sonraları krepe benzer ekmeklerin üzerine yağlı pekmez şerbetinin döküldüğü bir tatlımız daha vardı. Evet, baklavanın başkentinin taşrasındaki insanların tatlıları bir zamanlar büyük oranda bu birkaç çeşit lezzetti işte. Özellikle sütlaç tabii ki…
Barak’ın en sevdiğim öztürkçe kelimelerinin başında süt ürünleri anlamına gelen “ağaran” sözcüğü gelir. Geçmişte yörede hemen her evin en azında küçükbaş davarı olduğundan süt ürünlerimiz boldu. Haliyle en tabii yoğurttan, peynire, çökelekten sadeyağa her türlü ağaran çok ve kaliteli olurdu. Yöredeki çoğu kadın ciddi birer süt ürünü satıcısı gibiydi. Haneler için önemli bir ek gelir kaynağıydı aynı zamanda bu süt ürünleri.
Gene o dönem ana besin kaynaklarımızdan biri, gerçi hâlâ da öyle ya, bulgurdu. Onun ötesinde pirinç, her anlamda çok kıymetli ve gözde bir üründü. Yöremizde yetişmediğinden sıklıkla kullanılmazdı. Bazen misafirlere ikram edilir, bazen de sadeyağla yapılan pilavı tek başına bile öğün sayılırdı. Fakat pirincin pilavlar, dolmalar ve sarmalar dışında belki en çok kullanıldığı yer Sütlaç olurdu. Büyük horantaların bu revaçta tatlısı büyük tencerelerde veya odun ateşindeki kara kazanlarda pişirilirdi. O doğal sütün bembeyaz pirinçle buluşması o denli büyük bir lezzet şölenine dönüşürdü ki. Bu kadar az ve basit içeriklerle böylesine leziz bir tadın meydana çıkmasında, sanırım o yağlı ve doğal küçükbaş hayvan sütünün büyük etkisi vardı.
Özellikle bayram arifelerinde evin bir odasına kap kap dökülüp soğumaya bırakılan sütlaçların o güzel görüntüsünü hiç unutmadım doğrusu. Hele bazen odun ateşinin yüksek tesirinden dolayı hafifçe yanmış sütün damakta bıraktığı o eşsiz tadı ise hâlâ çoğu sütlü tatlıda ararım.
24 Kasım 2021
Saklı Kalmış Kahramanlıklar
21 Kasım 2021
Barak Muhabbeti: Tarih, Kültür ve Kitaplar
14 Kasım 2021
Baraklar Sempozyumu
16 Eylül 2021
Barak Cemaati
Osmanlı arşiv belgelerinde Barak ve Baraklar için hem aşiret hem de cemaat tabirleri kullanılıyor. Aşağıda Murat Çelikdemir'in "Osmanlı Döneminde Aşiretlerin Rakka’ya İskânı (1690-1840)" başlıklı doktora tezinden bazı ilgili sayfalar yer alıyor. Bu sayfalarda, Feriz Bey'in oğlu Şahin Bey'in aşiretinin Bozkoyunlu olması, iskân edilen aşiretlerin listesi ve yerleşim bölgeleri, Barakların "Çağırganlı" ile birlikte anılması ve Rakka'ya iskân olunan hane sayısının 300 olması gibi dikkat çekici bazı bilgiler bulunmaktadır.

24 Ağustos 2021
Hırt Hış
Esas sözü getireceğim yer “Hırt Hış” elbette. Yakacak nesne gibi bir anlamı da olmakla birlikte ıvır zıvır eşya ve malzeme yığınına böyle denir yöremizde. Ahenkli ve manidar bir sözdür bence ki “Hırt” bazı insanlar için sıfat olarak dahi kullanılabiliyor.
20 Haziran 2021
Gülgülümbardak
28 Şubat 2021
“Şabaş” Defteri ve Not Etmek…
Bunlar “Şabaş Defteri” sayfaları değil ama bizim “Kanatlı”nın not defterlerinden; biri 1 Eylül 1982 tarihinde Gaziantep şehir merkezinde, Saçaklı Mahallesi’nde ilk kez ev kiraladığı günü gösteriyor. Bir diğeri, gene 1980’li yıllarda mercimek yolmasında arkadan tırmık çekenlerin yevmiye hesabını tutuyor. Birine de tütün ve defter alış verişi not edilmiş; 7 kg tütün kendine ve 15 adet defter de okuyan çocuklar için satın alınmış olmalı. Not edilen isimlerden bazıları; Şıhov, Misov ve Cumov, işte bizim hikâye kahramanları…
Hülasa not almak iyidir, ne olacağı, neye yarayacağı hiç belli olmaz, zira insan kelimesi unutan demekmiş…
25 Şubat 2021
Heyro
Bizim köye çadırını kurduğu bir yaz Heyro ile babam, bu türkü muhabbetini bambaşka bir noktaya taşımışlardı. Dedemin odasının şark tarafındaki gölgede, türkü sohbetinin iyice koyulaştığı bir ikindi vakti, Heyro’nun çalıp babamın söyleyeceği türküleri kasete çekmeye karar verdiler. O zamanlar kasetçalarlar daha yeni yeni yaygınlaşmıştı. Küçük teyplerin üzerinde kırmızı bir “record” düğmesi olurdu. Bu “record” tuşuna “play” tuşuyla birlikte basılınca, kasetçaların içindeki teyp bandına ses kaydı yapmak mümkün oluyordu. İşte o akşam dedemin odasında, kaç zamandır çalıp söyledikleri Barak türkülerini kayda almaya karar vermişlerdi.
Akşam için hazırlıklar tamamlandı. Hazırlık da öyle ahım şahım bir şey değildi aslında, evde yediği sıradan akşam yemeğini dedemin odasında metal bir sini içinde gurbat Heyro ile birlikte yiyeceklerdi. Yemekleri de bamyayla birlikte haşlanmış taze horoz eti ile bulgur aşıydı. Bir de, Almanya’dan emmisi uşaklarına ısmarladığı ve yeni gelen, omuza asılan bir çantayı andıran “Alaman teypi”ni hazır etmesi gerekiyordu. Pilleri zaten yeni takılmıştı. Siyah renkli yassı “Alaman” kasetçalar geniş pencere kenarlarından birine itinayla yerleştirildi. Bundan sonrası ağabeylerim ile amcam çocuklarının işiydi. Gurbat Heyro’yu çağırmak, yemeği getirip sofrayı kurmak, toplamak ve sonrasında çay ve kahve servisini yapmak onlara düşüyordu. Ayrıca Heyro’nun çalıp babamın söyleyeceği Barak türkülerini de yine onlar bu teybe kaydedeceklerdi. Bizler yaşça daha küçük olduğumuzdan ancak ayak işlerine koşturulmakla yetiniyorduk. O gece, Heyro ve babam neredeyse sabaha kadar oturdular. Onlara eşlik eden ve hizmetlerini gören birkaç genç ve çocukla birlikte hemen hemen bilip söylemedikleri Barak türküsü kalmadı. Heyro belki de o güne kadar hiç bu kadar bağlama çalmamıştı. Bir ara parmakları bile uyuşup tutuldu. Babam zaten tutkunu olduğu Barak havalarını kasete kaydetmenin verdiği gurur duygusuyla daha bir içli ve derinden söyledi durdu. Sanırım bu denli uzun bir şöleni ikisi de daha önce yaşamamıştı. Bir görev bilinciyle yaklaştılar bu kayıt işine ama iyi de eğlendiler. Babam ağabeylerime habire evden yiyecek içecek taşımaları talimatını veriyor, önlerindeki açık sofra hiç kalkmıyordu. Babamın yeğeni de teybin başından kalkmıyor, her türküyü dikkatle kayda alıyordu. Türkü bitince hep beraber kasetin geri sarılmasını bekliyor, pürdikkat kayda alınan sesleri dinliyorlardı. Eğer ses kalitesinden ve söyleyişten hoşnut olmazlarsa geri sardıkları kasetin üzerine, aynı türküyü tekrar çalıp söylüyorlardı. Böyle böyle, İskân, Dertli, Hurşut, Garip, Köroğlu, Karacaoğlan gibi makamlarda çok türküyü çalıp kasete okudular. Şimdi hatırlayabildiğim kadarıyla, İsa Balı, Bey Velet, Ceren, Bey Mayıl, Hösün Ağa’m, Dumana Oğlum Muhammed’im, Yumma, Ali Paşa, Süre Süre Isfahan’dan Getirdim, Döne Gelin, Eski Ağalar Nicoldu, Seni Seven Sevmesini Bilmemiş gibi türküleri tekrar tekrar söyleyip kayda aldılar.
Sonraki yıllarda, köylerde makineleşme ve kente göç arttıkça gurbatlar da artık pek görülmez olmuştu muhitimizde. 1990’lı yılların ortalarına doğru artık ne sarata ne kalbura ne de elle elemeye ihtiyaç kalmıştı. Selektör denen makineler tahılları gayet iyi ayıklıyordu. Üstelik deriden yapılma elekler yerine metal veya plastik elekler çıkmış, insanlar şehirlerden ucuza satın alabildikleri bu tür sarat ve kalburları tercih etmeye başlamıştı. İşinin ehli gurbatların ayağı iyice köylerden kesilmeye yüz tuttu. Arada dilenmek için gelenler dışında, köylerde gurbatların eski zanaatkârlar olduğunu hatırlayan bile pek kalmadı sonradan.
27 Ocak 2021
Dr. Göksel Tiryaki'nin Barak Kitapları
17 Aralık 2020
Anamın "İnovasyonu" (Yenilikçi Buluşu)
Burada şebellâhın (kapari) muhtelif hikâyelerini anlattım. Anam, sağ olsun, her yıl turşusunu yapar gönderir maşallah. Normalde kaparinin zarif beyaz çiçeklerini açmamış küçük tomurcukları turşu ve sair amaçlar için kullanılır. Anam, bu sene şeballâhın küçük yumru meyvelerini de atmış kavanoza. Açıkçası sonuç karşısında bir hayli şaşırdım. Kaparinin yumru meyve turşusu tomurcuklarından kurulanı geçmiş gibi geldi bana. Anamın yıllardır sürdürdüğü ve farklı bitki ürünlerine dayalı lezzet arayışı da sanırım yeni bir merhaleye ulaşmış oldu böylece...
Öne Çıkan Yayın
Barakeli'nde Bir Köy, Seydimen, Hatıralar ve Hikâyeler
"Memleket ve çocukluk, insan hangi yaşa gelirse gelsin ve ne kadar çok mekân değiştirirse değiştirsin, hep yanında taşıdığı şeylerdend...


.png)
.png)




















