29 Kasım 2015

"Niye, benim neyim eksikmiş ki!"

Seydimen'in efsane şahsiyetleri say denilse, bana göre, Köyün mülksüz civeleklerinden (fakir) 'Turp Hacı'nin kızı rahmetli Hâtın kesinlikle bunların arasında yer alır. Hem de ne efsane; hiç değişmeyen ve kat kat olan giyim tarzı mı, hep yaşamak zorunda kaldığı o izbe ve bakımsız mekânlar mı, pek kimsenin farkında olmadığı o muhakeme yeteneği mi? Nereden biliyorum; çocukluğumda, onun iştirak ettiği çok hasbihâle tanıklık ettim de, ondan. Kafası titreye titreye yaptığı konuşmalarını az dinlemedim hani. Ne gün yüzü görmemiş hanekler (sözler) duydum ondan; "yalancı yüzü kara, küller başına 'fıhâra' (zavallı)" gibi...

Hâtın, 1983.
Anam ile arası çok iyiydi. 'Kanatlı' ile de fena sayılmazdı, ama Anam onun sırdaşı ve danışmanı gibiydi âdeta. Hatta bir keresinde bizim aile ile birlikte, Hâtın'ın 'içme'ye (şifalı suya) gittiği bile olmuştu. Normalde, birkaç güne kalmaz, 'yukarı ev'in arkasından bizim eve doğru, köyün adamları gibi elleri arkasına bağlı salına salına geldiğine şahit olurduk. Yaşı daha da ilerlediğinde, kendine dayak yaptığı kocaman bir sopayla yürürdü. Hep öne doğru eğik vaziyette, sallanarak yürürdü. Sanki hayatın tüm o ağır yüklerinden omuzları çöküp, kamburu çıkmış gibiydi. Sonraları iyice yaşlanıp yürürken zorlanmaya başlamasıyla birlikte, Köyün üst başında, 'Mahâmmet Ağa'nın eski iki katlı kerpiç konağının altında bir köşede tek göz bir odada Sâdın Emmi ile yaşadığı yerden, bize gelirken yolda birkaç noktada mola verdiğini hep anlatırdı, nefes nefese bize vardığında. Fakat hiç kesmedi Anama bu ziyaretlerini Hâtın. Velev ki, Köyde önemli bir hadise olsun, hemen yolda belirir, gelir Anamdan bilgi alır veya kendisi bir şeyler biliyorsa söyler ve konuyu analiz ederdi. Köyde hemen hiçbir şeyden geri kalmazdı, her şeyin içinde, o yaşına rağmen bulunurdu veya bulunmak isterdi. Kafası açık biriydi bence, ortamı ve gelişmeleri tartar ve ona göre tavır alırdı. Yaşadığı o ağır zorluklar ve güç koşullar bir tarafa, akıllı bir kadındı Hâtın. Köyde birbiriyle konuşmayanlar arasında birtakım zaruri haberleri getirir götürür, insanların arasını yapardı, bir nevi köyün gayri resmi ve gönüllü ulağı gibiydi.

Bir de, hayatımda 'ağaran'ı (süt ürünleri), özellikle süt ve yoğurdu, Hâtın kadar sevip, onlarsız yapamayan az insan tanımışımdır. Zaten çoğu kişiye göre, uzun yaşının sırrı da bu süt ürünleriydi. Her ne kadar hemen herkesten; "Ben bildim bileli Hâtın böyle!" lafını işitmişsem de, esasında tam yaşı konusunda pek kimsenin bilgisi olmayan Hâtın'ın bize komşuluğu eskiye dayanırdı. Eskiden, bizim evin garbısında Bahir Emmi'den kalma yine tek göz kerpiç bir yapıda kalırdı, kocası Sâdın Emmi ile. Komşuyduk yani, çok küçükken bu evlerine ara ara gittiğimi hatırlıyorum, hatta o zamanlar bana "Bu benim oğlum!" derdi rahmetli, niyeyse ben de bu ilgiye 'meftun' olacağım ki, arada bir giderdim evlerine.
Sâdın Öyke, 1990'ların sonu...
(Fotoğraf: Ali ÖYKE)

Sanırım, hayatında, ona en büyük etki eden olaylardan biri, oğlu Kadir'i küçük yaşta kaybetmesiydi. Kadir, daha çocuk sayılacak yaşta, komşu Çiftlik Köyü'ne, galiba unluk buğdayları öğütmek için eşek ile değirmene gönderilmiş, ancak köye dönüşü havanın kararmasına denk gelmiş. Zavallı çocuk, köye yaklaştığı sırada, karanlıkta, yakınından kalkan bir tilkinin çıkardığı sesten, artık ne zannettiyse, çok korkmuş, yatağa düşmüş ve bir daha da toparlayamamış. Bir gün Hâtın, hasta yatan oğluna yemek hazırlamış, fakat Kadir yememiş bu yemeği, yalnızca su istemiş anasından, Hâtın da, illa bu yemeği yesin ki, iyi olsun diye oğluna; "Yemeği yiyene kadar sana su yok!" demiş, çocuk o gecenin sabahına vefat etmiş. Kaç kez ben de şahit oldum, Hâtın, ne zaman ağlayan bir bebek veya çocuk görse; "Acı (genelde bir şey talep edilirken söze giriş kelimesi), su verin şu uşağa" derdi, belli ki, oğlunun o şekilde ölümü derinden yaralamıştı merhumeyi.

Gelelim bu fotoğrafın hikâyesine, 1983 yılı olmalı, biz ilkokula başladık o sene, okula fotoğrafçı geldi, tüm öğrenciler, Şenel öğretmen ile birlikte fotoğraf çektirdik. Daha sonra, öğretmen bizleri evlerimize yolladı ve köyün kadın ve kızlarını hep beraber fotoğraf çektirmek üzere okula çağırdı. Biz de evlere koşup büyüklerimize söylemiştik. Bizimkiler o gün ekmek yaptığından, Ganime ablam hariç, fotoğraf çektirmeye gidememişlerdi. Lakin Hâtın, bu çağrıyı nasılsa haber almış ve okula gelmiş. Sonradan Anamın anlattığına göre (Hâtın anlatmış kendisine), Hâtın'ın da fotoğraf çektirmeye gelmesi biraz şaşkınlık hasıl etmiş diğer bazı gelenler üzerinde. Bunu fark eden Hâtın; "Biyy anam, niye, benim neyim eksikmiş ovv!" diyerek kadraja en sağından girmiş tüm azametiyle, zira pek az böyle dik dururdu. İşin özü, ne de iyi etmiş rahmetli.
Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Barakeli'nde Bir Köy, Seydimen, Hatıralar ve Hikâyeler

"Memleket ve çocukluk, insan hangi yaşa gelirse gelsin ve ne kadar çok mekân değiştirirse değiştirsin, hep yanında taşıdığı şeylerdend...